Biorezonans Nasıl Etki Eder?
GELECEĞİN TIBBI
Son yüzyılda bilimsel çalışmalardaki hızlı artışla, Einstein’in Rölativite teorisi ile zaman ve mekanın mutlak olmadığını; kuantum fiziği ile elementer parçacıkların bazen dalga bazen parçacık karakteri gösterdiğini, Sting teorisi ile tüm elementer parçacıkların ve ışınların titreşen çok ince iplikçikler olduğunu öğre

Öğrendik ki; elementer parçacıkların mikro dünyasında, klasik fizik-kimya-biyoloji kanunları tamamen geçersiz olurlar.
Hem öğrendik ki gördüğümüz her şey enerjinin bir şekilde görünen halidir. Bilgi de böyledir ve her biri akıl almaz sayıdaki bilgiyi kaydedebilen elementer parçacıklar arasındaki bütün işlemler, bilgi ile yönlendirilmektedir. Evrendeki yaşamın devam edebilmesi bilgi aktarımının mükemmel olması ile mümkün olmaktadır.


Kusursuz bilgi aktarımını sağlayan en önemli unsur ise Su’dur, bildiğimiz su.

İnsanın da yerkürenin de %70ini teşkil eden su, katı hali sıvı halinden hafif olan tek madde. Yaşamın olmazsa olmazı. Çok iyi bir çözücü, çok iyi ısı tutucu, çok iyi bir yüzey gerilimi sağlayıcısı. Molekül yapısındaki özellikler sayesinde özel bir salınım oluşturup doğal elektromanyetik frekanslara yol açıyor, yine moleküler özellikleri sayesinde kümeler (Cluster Formasyonu) oluşturabiliyor.

Bu kümeler su içine konan maddenin frekansına uygun biçimde şekillenebiliyorlar, o maddenin özelliklerini gösterebiliyorlar ve bu gösterim durumu milyon defa sulandırıldıklarında bile devam edebiliyor.
1 cm3 su, 1000 çeşit farklı frekansı emebiliyor.

1988 de Fransız bilim adamı Jack Benveniste, etken madde kattığı suyun, içinde tek molekül kalmayacak kadar seyreltilse bile, orijinal molekülün etkisini bulundurduğunu gösterdi. Suya zehir yerine sadece zehir frekansı yükledi ve içinde tek zehir molekülü bulunmadığı halde bu suyun sinekleri öldürdüğünü gözlemledi. Çalışmaları daha sonra Queens Belfast Üniversitesi ve Belçika Katolik Üniversitesinde farklı uluslardan bilim adamları tarafından doğrulandı.
Dünya genelinde suyun hafızası ile ilgili olarak yayınlanan pek çok çalışma var, burada sadece bir - ikisinden bahsedeceğiz:
Japon araştırmacı Matsuti’nin 1995 yılında yayınladığı bir çalışma bilim dünyasını hayrete düşürmüştür:
Matsuti, deneylerinde,  tuz içeren üreme-çoğalma ortamlarına ancak karbon ilave edildiği zaman hayatta kalabilen Bacillus Carpophilus Kasumi bakteri ailesi üzerinde çalışmıştır. Deneyde kullanılan ortam ikiye bölünmüş ve sadece yarısına bakterilerin hayatta kalmalarını sağlayacak karbon verilmiştir. İlginç olarak, iki grup birbirinden cam veya plastik paravanlarla ayrılmış olsa bile ortamlarına karbon verilmeyen koloni de hayatta kalmayı başarmıştır.
Bunun üzerine yazarlar “bu olayın hayati önem taşıyan bilgilerin bir bakteri kolonisinden diğerine fiziksel yollarla aktarılabilmesi ile “mümkün olabileceği sonucuna varmışlardır.

Türkiye’den 2013 yılında yayınlanan bir çalışma ile Prof Dr Meltem Çalınay ve arkadaşları Suyun Hafızası ile ilgili tespitlerini anlattılar. 2013 TÜBİTAK Biyoloji Araştırma Projeleri Yarışmasında İç Anadolu Bölge birinciliği ile ödüllendirilen bu çalışmada:
Düşük frekans elektromanyetik dalga düzeneği ile çalışan biorezonans sistemi kullanılarak, kinolon grubu antimikrobiyal maddelerin ve bakterilerin antifrekanslarının suya transfer edilmesi ve elektrotransfer edilmiş su örneklerinin çeşitli mikroorganizmalar üzerine antibakteriyel etkilerinin incelenmiştir.
Elde edilen sonuçlar, bakterilerin antifrekans formları ve levofloksazin, oflofloksazinin suya elektrotransfer formlarının bakteri üremesi üzerine inhibe edici etkisinin istatistik değerlendirmeler ile anlamlı olduğunu ortaya koymuştur.
Bu çalışma, antibakteriyel frekanslar ve antimikrobiyallerin suya aktarımının bakteri üremesini inhibe edici etkisini gösteren ilk çalışmadır.

Japon bilim adamı Masaru Emoto da çalışmalarında somut kanıtlarla insanın; titreşimsel enerjisinin, düşüncesinin, kelimelerin, fikir ve müziğin, suya oynatılan filmlerin dahi suyun moleküler yapısını etkilediğini ispat etmiştir.

Normal fizyolojisine uygun işleyen bir sistemde hastalığın ortaya çıkması mümkün değildir. İnsan vücudu mükemmel tasarlanmış bir mekanizmadır ve günümüz dünyasının gündelik hayata soktuğu sayısız toksik madde ile sürekli mücadele etmektedir ama ne var ki herkes her yükü aynı şekilde taşıyamaz.

İnsanların ortalama %60 ı şanslıdır, detoks organları onları ileri yaşlara kadar iyi kötü idare eder. %5i çok şanssızdır; biraz genetik özellikler, biraz çevresel etkenler, biraz duygusal durum vs nin etkisiyle. Bu grup ne kadar dikkat etse de çok sık ve kolay hasta olur. Kalan %35 ise yaşam tarzı değişiklikleri ve beslenme düzenlemeleri ile gayet rahat hayatlarını sürdürürler ama canlarının istediği gibi yiyip içip yaşamaları hastalıklara açık davet oluşturur.

Biorezonans cihazları %70 i su olan dokuların hafızasındaki titreşimler sayesinde kişilerin hali hazırda olan ya da daha önce geçirdiği ama tam atlatamadığı enfeksiyon etkenlerini (Bakteri, mantar, virüs), uyumsuz olduğu gıdaları, alerjik yanıt verdiği maddeleri, maruz kaldığı ağır metalleri vs kalitatif olarak tespit edebilir.
Cihaz, vücut için anormal (patolojik) kabul edilen frekansların tersini üretebilir, normal (fizyolojik) frekansları ise yükseltebilir. Değiştirilen frekanslar bir minder ve çıkış elektrotları vasıtasıyla hastaya gönderilir. Bu şekilde savunma sistemi güçlendirilmiş, hastalığa sebep olan etkenlerin ise frekansları sıfırlanmış olur. Böylece toksinler, bakteriler vb daha kolay etkisizleştirilir.
Sadece rezonansa dayalı olarak çalışan bu cihazlarla yapılan testlerin, biokimyasal veya mikrobiyolojik yöntemlerle yapılan testlerden farklı sonuçlar verebileceği bilinmelidir.

Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi için;
http://www.praxis-hennecke.de/leistungen/bioresonanztherapie
http://www.dr-schumacher.info/
https://www.regumed.com/
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/?term=bioresonance
https://www.biorezonans.com.tr/
adreslerine de bakılabilir.
 
 
Pro WEB