Benim Hikayem
Biorezonans metodu ile ilk tanışmam 2010 yılında oldu.

Bir hekim için yakınlarının hastalıklarında çaresiz, eli kolu bağlı kalmanın ne demek olduğunu çok iyi bilenlerdenim. Ne yazık ki bu duyguyu yaşayan doktorların sayısı her geçen gün artmakta.
1996 yılında Sakarya’da yaşamaya başladıktan sonra eşim sürekli böbrek taşı düşürmeye başladı. Yıllar boyu neredeyse her hafta tekrarlanan bu taş düşürme olayı o raddeye geldi ki kendisi düşmek üzere yola çıkmış bir taşın ne büyüklükte olduğunu, ne kadar zaman sonra düşebileceğini son derece doğru olarak tahmin edebiliyordu. O kadar ki bu düşmeyecek dediği iki seferde taşların biri 2 diğeri 2.5 cm çapında çıktı ve mecburen bunları kırdırdık.
Daha önce tecrübe etmiş olanlar taş düşürmenin nasıl zor bir süreç olduğunu bilirler.
Eşim bir ufak şişe kadar taş biriktirdiği ve ağrılarına en güçlü ilaçları kullanmak zorunda kaldığı için farklı tedaviler denedik.2010 yılında bir şekilde biorezonanstan fayda görebileceğini öğrendik, tedavi için İstanbul’daki bir doktor arkadaşıma gitmeye başladık. Her hafta sonu buradan İstanbul’a gitmek çok zor geldiği için kendisi üç ay kadar sonra tedaviyi tamamlamadan bıraktı.

Buna rağmen, şükürler olsun ki o zamandan beri taş düşürmüyor.

14 yıl devam eden ve klasik tıpta sadece düşmesi sırasında çekilen sıkıntıyı hafifletmekte yardımcı olabildiğimiz bir olayın bu kadar net çözümlenmesi benim İstanbul’a pek çok hasta yönlendirmeme sebep oldu. Zaman içinde hastaların ulaşımda yaşadıkları zorluklar ve fayda görenlerin ısrarı ile bu işi Sakarya’da da biri yapmalı dedim ve 2015 başında emekli olarak ben de biorezonans ile hasta tedavi etmeye başladım.
Biorezonans dünyasına girdiğimde, benim gibi pek çok arkadaşın da benzer hikayeler yaşadığını öğrendim. En ilgi çekici olanlar; aynı yıl içinde annesine periton, kız kardeşine meme kanseri tanısı konmuş olan Dr Ş. Sinan Akkurt (ki ikisi de tamamen iyileşmiş durumdalar) ve annesine Multipl Myelom tanısı ile 9 ay ancak yaşar denilen ve tanıdan bu yana  7 yıl geçtiği halde  halen annesi hayatta olan Op Dr Esra Kırsever’in yaşadıklarıydı. Kendileri başlarından geçenleri farklı platformlarda defalarca dile getirdikleri için buraya almakta bir sakınca görmedim. Her ikisi de tedavilerini biorezonans ile yapmışlar.
Bunlar gibi pek çok örnek var. Elbette bir mucizeden, her derde deva bir şeyden bahsetmiyorum ama deniz bitti diye düşünürken yapılabilecek bir şeylerin olduğunu öğrenmenin ne güzel bir his olduğunu gördüm ben. İnanıyorum ki Şifayı sadece Allah verir, biorezonans şifa için çok kuvvetli bir duadır.
Umarım biorezonans daha yaygın, daha ulaşılabilir bir yöntem olarak tıp dünyasında hakettiği yeri alır. Türk Hekimlerinin bu konuda dünyada iyi bir yerde olduğuna inanıyorum. İnşallah daha da iyi yerlere gelebiliriz.
 
 
Pro WEB